Daha önce severek okula giden bir çocuk artık gitmek istemiyor, içine kapanıyor, arkadaşlarından uzaklaşıyor ya da sık sık karın ve baş ağrısından mı söz ediyor? Çocuklar yaşadıkları zorbalığı her zaman “Bana zorbalık yapılıyor” diyerek anlatmıyor. Üstelik zorbalık artık okul kapısında da bitmiyor; dijital dünya aracılığıyla çocuğun odasına kadar girebiliyor. Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ailelerin dikkat etmesi gereken işaretleri ve çocukla nasıl iletişim kurulması gerektiğini anlatıyor.
Akran zorbalığı çocukların okul yaşamında karşılaşabileceği en önemli sorunlardan biri. Ancak her tartışma, kavga ya da arkadaş anlaşmazlığı zorbalık anlamına gelmiyor.

TBMM Dilekçe Komisyonu bünyesinde oluşturulan Akran Zorbalığının Araştırılması Alt Komisyonu’nun verilerine göre Türkiye’de 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,8’i akran zorbalığına maruz kalıyor. İşlevsel zorluk yaşayan çocuklarda ise bu oran yaklaşık yüzde 27’ye yükseliyor.
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, zorbalığın doğru tanımlanmasının önemli olduğunu belirtiyor. Çocuklar zaman zaman tartışabilir, kavga edebilir ve ardından barışabilir. Bir davranışın zorbalık olarak değerlendirilebilmesi için ise kasıtlı ve tekrarlayıcı olması ve taraflar arasında bir güç dengesizliği bulunması gerekiyor.
Zorbalık yalnızca fiziksel şiddetten de ibaret değil. Alay etme, lakap takma, hakaret ve tehdit gibi sözel davranışların yanı sıra dedikodu çıkarma, gruba almama ve bir çocuğu kasıtlı olarak yalnız bırakma da zorbalığın farklı biçimleri arasında.
Her çocuk çatışması zorbalık değildir. Kasıtlı, tekrarlayan ve taraflar arasında güç dengesizliğinin bulunduğu; karşı tarafı ezmeye, sindirmeye veya dışlamaya yönelik davranışlarda ise zorbalıktan söz etmek gerekir.
Çocuk çoğu zaman ‘bana zorbalık yapılıyor’ demez
Akran zorbalığını fark etmenin en önemli yollarından biri çocuğun davranışlarındaki değişiklikleri gözlemlemek. Özellikle eleştirilmekten, suçlanmaktan ya da “Sen de karşılık verseydin” denmesinden korkan çocuklar yaşadıklarını içine atabilir.
Peki hangi değişiklikler aile için bir işaret olabilir?
Daha önce severek okula giden çocuğun okula gitmek istememesi; sabahları karın veya baş ağrısı gibi yakınmalar yaşaması; ders başarısının düşmesi; içine kapanması; arkadaşlarından uzaklaşması; odasına daha fazla kapanması veya uyku ve iştah düzeninin değişmesi durumunda yaşananların arka planına bakılması gerekiyor.
Çünkü okul reddinin arkasından kimi zaman akran zorbalığı çıkabiliyor.

Okula gitmek istememe, ders başarısında düşüş, arkadaşlardan uzaklaşma, içe kapanma, uyku ve iştah düzenindeki değişiklikler… Çocuk zorbalığı anlatmasa bile davranışları bir şeylerin yolunda gitmediğini söyleyebilir.
‘Ne oldu sana?’ diye sıkıştırmak yerine dinleyin
Çocuğun davranışlarında bir değişiklik fark edildiğinde onu sorguya çekmek yerine güvenli bir iletişim alanı oluşturmak gerekiyor.
Herkesin içinde “Niye konuşmuyorsun, sana ne oldu?” diyerek çocuğu sıkıştırmak yerine birebir konuşmak ve “Senin için yapabileceğim bir şey var mı, anlatmak ister misin?” diye sormak gerekiyor.
Çocuğu konuşturmanın yolu ona uzun uzun öğüt vermek değil; onunla aynı seviyede, yargılamadan iletişim kurmak ve gerçekten dinlemek.
Farklı olan çocuk daha kolay hedef haline gelebiliyor
Rapora göre görme, duyma, yürüme, öğrenme, iletişim kurma veya öz bakım gibi alanlarda işlevsel zorluk yaşayan çocuklarda zorbalığa maruz kalma oranı yaklaşık yüzde 27’ye kadar çıkıyor.
Özel yetenekli, sosyal iletişimde zorlanan veya takım ilişkilerine uyum sağlamakta güçlük çeken çocukların daha fazla zorbalığa maruz kalabildiğini söyleyebiliriz.
Bu nedenle çocukları “utangaç”, “uyumsuz” veya “garip” gibi etiketlerle tanımlamak yerine sosyal iletişim becerileri açısından değerlendirmek önem taşıyor.
Zorbalık yalnızca zorbalığı yapan ve zorbalığa uğrayan iki çocuğun meselesi değil. Sessiz kalan, dışlanan veya geride kalan çocukların fark edildiği bir okul iklimi oluşturmak bütün sınıfı ilgilendiriyor.
Zorbalık yapan çocuğu da yalnızca ‘kötü çocuk’ diye etiketlemeyin
Zorbalık yapan çocuk da yalnızca “kötü çocuk” olarak damgalanmamalı.
Şiddet davranışının arkasındaki duygusal ihtiyaçların, çocuğun ailede gördüğü iletişim biçiminin ve kendisini nasıl hissettiğinin değerlendirilmesi gerekiyor. Sevginin az; baskı ve eleştirinin fazla olduğu ortamlarda çocuk şiddeti bir problem çözme yöntemi olarak öğrenebiliyor.

Siber zorbalıkta okulun kapısı kapanmıyor
Akran zorbalığının günümüzdeki en önemli boyutlarından biri ise dijital dünya. Siber zorbalık; dijital platformlarda tehdit, taciz, alay, iftira, siber şantaj ve mahremiyet ihlali gibi farklı biçimlerde ortaya çıkabiliyor.
Sosyal medya zorbalığın “seyirci kitlesini” büyüttü. Eskiden sınırlı sayıda kişinin gördüğü bir alay veya dışlama, bugün sosyal medya aracılığıyla çok daha geniş bir kitleye ulaşabiliyor.
Yüz yüze zorbalıkta çocuk okuldan çıktığında fiziksel ortamdan uzaklaşabilirken siber zorbalıkta telefon ve diğer dijital araçlar nedeniyle zorbalık eve kadar devam edebiliyor.
“Siber zorbalıkta okulun kapısı kapanmıyor.” Telefon çocuğun yanında olduğu için tehdit, hakaret, ifşa ve dışlama eve, hatta çocuğun odasına kadar ulaşabiliyor. Böylece çocuk kendisini kaçabileceği güvenli bir alan yokmuş gibi hissedebiliyor.
Yasaktan çok ‘dijital ebeveynlik’
TBMM Dilekçe Komisyonu bünyesinde oluşturulan Akran Zorbalığının Araştırılması Alt Komisyonu’nun tutanak ve sunumlarından derlenen çalışmada, çocukların yaklaşık yüzde 80’inin günde üç saatten fazla aktif olarak dijital ekran karşısında kaldığı belirtiliyor.
Özellikle ergenlik döneminde yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım ters etki yaratabilir. Amaç, çocuğun sadece ebeveyn denetimi altındayken kurallara uyması değil, zaman içerisinde kendi iç denetimini geliştirebilmesi.
Bu noktada “dijital ebeveynlik” kavramı çok önemli. Anne ve babanın sınır koymasının yanı sıra bu sınırın nedenini de anlatması; çocuklara medya okuryazarlığı ve bilinçli dijital kullanım becerileri kazandırılması gerekiyor.

Akran zorbalığının karşısına ‘akran nezaketi’
Zorbalıkla mücadelede yalnızca cezalandırmaya odaklanmak yeterli olmayabilir. “Akran zorbalığı” kavramının karşısına “akran nezaketi” kavramının konulması gerekiyor. Nezaketin içinde empati, karşı tarafın hak ve duygularını dikkate alma ve problemi karşıdakini incitmeden çözebilme becerisi bulunuyor.
Empatinin doğuştan gelen ve değişmeyen bir özellik olmadığını, öğrenilebilen bir beceri olduğunu bilmelisiniz, sosyal ve duygusal eğitimin ergenlik dönemine bırakılmaması gerekiyor.
“Teknoloji hız verir ama değerler yön gösterir.” Çocuklara yalnızca zorbalık yapmamaları gerektiğini söylemek yerine empatiyi, merhameti, adaleti, iş birliğini ve sorumluluğu günlük yaşamın içinde öğretmek, zorbalık ortaya çıkmadan önce koruyucu bir rol üstlenebilir.




















