Odası artık daha çok kapalı, arkadaşları ailesinden daha önemli, telefonunu paylaşmak istemiyor ve “Bana karışma” cümlesini daha sık duyuyorsunuz… Peki bunların ne kadarı ergenliğin doğal bir parçası, hangi noktada gerçekten endişelenmek gerekiyor? Psikolog Tuğba Asmazoğlu ile ergenlikte değişen ebeveyn-çocuk ilişkisini; mahremiyetten sınırlara, telefon kontrolünden akademik baskıya kadar merak ettiklerimizi konuştuk.
Çocuk büyüdükçe yalnızca onun dünyası değişmiyor; ebeveynliğin de onunla birlikte değişmesi gerekiyor.
Bir zamanlar yaşadığı hemen her şeyi anlatan çocuk odasına daha fazla çekilmeye, arkadaşlarının fikirlerini daha çok önemsemeye, kendi kararlarını vermek ve özel alanını korumak istemeye başlayabiliyor. Anne-baba içinse tam bu noktada yeni sorular ortaya çıkıyor: Odasına kapanması normal mi? Telefonunu kontrol etmeli miyim? “Bana karışma” dediğinde geri mi çekilmeliyim? Eve geliş saatini kim belirlemeli? Derslerini ne kadar takip etmeliyim?

Ergenlik, yalnızca fiziksel değişimlerin değil, beyinde önemli gelişimsel değişimlerin yaşandığı; kimlik gelişimi ve bireyselleşmenin hız kazandığı kritik bir dönem. Genç bir yandan “Ben kimim, ne istiyorum?” sorularının yanıtlarını ararken bir yandan da ebeveyninden psikolojik olarak ayrışmaya ve kendi alanını oluşturmaya başlıyor.
Bu nedenle belki de ebeveynin kendisine sorması gereken soru yalnızca “Çocuğum neden böyle davranıyor?” değil, “Benim ebeveynliğim onun büyümesine nasıl uyum sağlamalı?”
Pretty Mother Magazine’e özel röportajımızda Psikolog Tuğba Asmazoğlu ile ergen çocuğa alan tanımakla sınır koymak arasındaki dengeyi, mahremiyet ve güven ilişkisini, telefon ve sosyal medya denetimini, akademik baskıyı ve çocuk büyürken ebeveyn-çocuk bağını nasıl koruyabileceğimizi konuştuk.
“Gencin sizden biraz uzaklaşması ile hayattan uzaklaşması aynı şey değildir.”
Ergenlik döneminde çocuğun ebeveyninden uzaklaşması, odasına daha fazla kapanması ve ailesi yerine arkadaşlarıyla vakit geçirmek istemesi ne ölçüde doğal? Ebeveyn hangi noktada gerçekten endişelenmeli?
Ergenlik döneminin temel gelişimsel özelliklerinden biri, gencin kendi kimliğini ve özerkliğini geliştirmesidir. Bu nedenle odasında daha fazla zaman geçirmek istemesi, arkadaşlarının görüşlerine daha fazla önem vermesi ya da ailesiyle eskisi kadar çok şey paylaşmaması tek başına bir problem göstergesi değildir. Hatta kimliğinin inşası açısından gelişimine uygun bir davranıştır. Araştırmalar da ergenlik ilerledikçe ebeveyn-genç iletişiminin ve ebeveynin gençle olan ilişkisinin değiştiğini gösteriyor.
Burada ebeveynlere önerim, tek tek davranışlardan çok değişimin bütününe bakmalarıdır. ‘Odasına kapanıyor’ dan çok ‘Hayatının diğer alanlarında nasıl?’ sorusuna odaklanmalıdırlar. Arkadaş ilişkilerinden tamamen çekilme, daha önce keyif aldığı şeylere ilgisini kaybetme, okul işlevselliğinde belirgin düşüş, uyku veya yeme düzeninde ciddi değişiklik, yoğun öfke ya da çökkünlük, kendine zarar verme veya riskli davranışlarda bulunma gibi birden fazla alanda belirgin ve süreğen değişiklikler görülmeye başlanıyorsa bunu yalnızca “ergenlik” diyerek geçiştirmeden, vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerekir.
Ben ebeveynlere şu ayrımı hatırlatmayı önemli buluyorum: Gencin sizden biraz uzaklaşması ile hayattan uzaklaşması aynı şey değildir. İlki büyümenin bir parçası olabilir; ikincisi ise dikkatle ele alınması gereken bir konudur.

“Sürekli denetlenen bir genç, gelecekte kendi öz denetim ve sorumluluk alma becerilerini geliştirmekte zorlanabilir.”
Ergenin mahremiyet ihtiyacına saygı göstermek ne demek? Örneğin odasına girerken kapıyı çalmak, mesajlarını ya da telefonunu kontrol etmemek bu dönemde güven ilişkisini nasıl etkiliyor?
Mahremiyet konusu sadece ergenlikte değil, her yaş döneminde ebeveynin önemle üzerinde durması gereken bir konudur. Mahremiyet aslında kişisel sınırlarımızla ilgilidir ve bu farkındalık ne kadar küçük yaşlarda kazandırılırsa, ilerleyen yaşlarda gençlerin hem kendi sınırlarına hem de başkalarının sınırlarına saygı göstermeleri o kadar desteklenmiş olur. Sınırlar yalnızca fiziksel değildir; özellikle ergenlik döneminde gencin kimlik gelişiminin de bir parçasıdır. Odasına girerken kapıyı çalmak aslında çok küçük görünen ama önemli bir mesaj verir: “Burası senin alanın ve ben buna saygı duyuyorum.” Aynı yaklaşım özel yazışmalar ve telefon için de geçerlidir.
Mahremiyete saygı gösterme konusunda yaşa ve gelişim düzeyine uygun bir denge gerekir. Ebeveynin görevi çocuğun güvenliğini gözetmektir. Eğer kendine zarar verme, madde kullanımı, istismar, ciddi siber zorbalık veya başka bir güvenlik riski konusunda somut bir şüphe varsa müdahale etmek gereklidir. Fakat ortada böyle bir risk yokken telefonu gizlice incelemek veya mesajlarını okumak, kısa vadede ebeveyne bilgi sağlıyor gibi görünse de uzun vadede gence ‘Bana güvenilmiyor’ mesajı verebilir, bu da ebeveyn ve genç arasındaki en önemli bağ olan güven ilişkisi bağını zedeler.

Yapılan çalışmalar burada önemli bir noktaya işaret ediyor: Ebeveynin genç hakkında bilgi sahibi olmasının önemli kaynaklarından biri, gencin kendiliğinden paylaşmasıdır. Yani amacımız, gencin telefonunu kontrol ederek, onu takip ederek bilgi edinmekten çok, bizimle rahat iletişim ve ilişki kurmasını sağlamak olmalıdır. Bunun için de güven duygusunun ve aradaki bağın geliştirilmesi ve korunması gerekir. Bu güven ancak genç, kendisinden habersiz özel alanına müdahale edilmeyeceğini, ne olursa olsun yargılanıp eleştirilmeyeceğini ve güvenliği söz konusu olduğunda koşulsuz olarak yanında olunacağını bildiğinde gelişebilir.
“Ergenlik döneminde ebeveynlik biraz da gencin elini bırakırken, ihtiyaç duyduğunda elimizi her an tutabileceği yakınlıkta olmak.”
Ortaokuldan lise yıllarına doğru ilerlerken; telefon, sosyal medya, arkadaşlıklar ve eve geliş saati gibi konularda ebeveyn denetimi nasıl değişmeli?
Ebeveynin sınırları yapılandırmasının gencin yaşı ve gelişimsel özellikleriyle birlikte biçim değiştirmesi gerekir. Ortaokul döneminde ebeveynin daha yapılandırılmış sınırlar belirlemesi gelişimsel olarak anlaşılabilir. Aile, arkadaşlar ve okul ortamı göz önünde bulundurularak ilerleyen dönemlerde ise gencin kendi sorumluluklarını alabilme becerisini geliştirebilmesi ve öz denetim sağlayabilmesi için sınırların birlikte yeniden düzenlenmesi gerekir.
Bunu sınırları ‘özgürlük-sorumluluk dengesi’olarak düşünebiliriz. Genç söz verdiği saatte geliyor, nerede olduğunu haber veriyor, riskli durumlarda doğru karar verebiliyor ve dijital dünyada kendisini koruyabiliyorsa ebeveynin belirlediği sınırların da buna paralel olarak esnetilmesi gerekir. Çünkü sürekli denetlenen bir genç, gelecekte kendi öz denetim ve sorumluluk alma becerilerini geliştirmekte zorlanabilir.
Bu nedenle sınırlar yalnızca yaşla değil, gencin gösterdiği karar verme ve sorumluluk alma becerileriyle birlikte esnemelidir. Bu beceriler geliştikçe sınırlar da genişleyen bir alan olarak düşünülmelidir.

“Bir davranış bugün yasakken yarın ebeveynin ruh haline göre serbest oluyorsa, genç sınırı değil, ebeveynin ruh halini takip etmeyi öğrenir.”
Ergen ‘Bana karışma’ dediğinde ebeveyn nasıl yaklaşmalı? Alan tanımakla ebeveynlik sorumluluğundan geri çekilmek arasındaki çizgi nerede?
‘Bana karışma’ cümlesini çoğu zaman ‘Bana ihtiyacı yok’, ‘Bana karşı geliyor’ ya da ‘Saygısızlık yapıyor’ şeklinde algılıyoruz. Oysa genç bazen aslında ‘Kendimi tanımam, kendi parçalarımı fark etmem için biraz kendim çözmeme izin ver’ demektedir.
Ben bu noktada özerklik desteğini önemli buluyorum. Özerklik desteği sınırsızlık değildir. Genci dinlemek, seçim hakkı tanımak, bir sınırları beraber belirlemek ve sınırların gerekçesini açıklamak ve deneyimlemesine eşlik etmektir.
Dolayısıyla ebeveyn şöyle bir pozisyonda durabilir: ‘Her kararında ihtiyaç duyduğunda buradayım, güvenliğin söz konusu olduğunda ise ebeveyn olarak sorumluluklarımı yerine getirmem gerekir’
Ergenlik döneminde ebeveynlik biraz da gencin elini bırakırken, ihtiyaç duyduğunda elimizi her an tutabileceği yakınlıkta olmak, sonrasında ise arkasında durabilme becerisidir.

Ergenlikte kurallar hala gerekli mi? Kuralların ve sınırların gençle birlikte belirlenmesi çatışmayı azaltır mı?
Bu donemde de kurallar ve sınırlar kesinlikle gerekli. Gencin özerkliğe ihtiyaç duyması, sınıra ihtiyacı olmadığı anlamına gelmez. Ancak kuralın konulma amacı ve nasıl konulduğu, kuralın kendisi kadar önemlidir.
‘Çünkü ben öyle söylüyorum’ şeklindeki otoriter bir kural ile ‘Eve geliş saatini konuşalım; senin ihtiyacını da bizim güvenlik konusundaki kaygımızı da dikkate alarak bir saat belirleyelim’ yaklaşımı aynı değildir. Genci karar sürecine dahil etmek, her istediğinin kabul edilmesi anlamına gelmez. Fakat genç kendi görüşünün dinlendiğini ve sınırın gerekçesini bildiğinde, o sınırı yalnızca dışarıdan dayatılmış bir yasak olarak deneyimleme olasılığı azalır.
Burada önemli olan birlikte karar verilebilen, gerekçelendirilebilen ve tutarlı sınırlardır. Bir davranış bugün yasakken yarın ebeveynin ruh haline göre serbest oluyorsa, genç sınırı değil, ebeveynin ruh halini takip etmeyi öğrenir.
Kuralların amacı genci kontrol etmek değil, zaman içerisinde kendi sınırlarını oluşturabilecek bir öz düzenleme becerisi geliştirmesine yardımcı olmaktır.
“Genç, başarısının takip edildiğini ama değerinin başarıya bağlı olmadığını hissetmelidir.”
Özellikle lise döneminde ‘Ders çalıştın mı?’, ‘Sınavın nasıl geçti?’, ‘Üniversitede ne yapacaksın?’ gibi soruların sürekli tekrarlanması genç üzerinde nasıl bir baskı yaratabilir? Ebeveyn akademik süreci ilişkiyi zedelemeden nasıl takip edebilir?
Bu sorular aslında çoğu zaman ebeveynin kendi kaygısının göstergesidir. Amaç her ne kadar çocuğun en iyi şekilde eğitim alması olsa da niyetimiz ile karşımızdaki kişide yarattığımız etki her zaman aynı olmayabilir.
‘Ders çalıştın mı?’, ‘Kaç aldın?’, ‘Sınav nasıl geçti?’ soruları ilişkinin ana iletişim biçimine dönüştüğünde genç zamanla şu mesajı alabilir: ‘Benimle ilgili en önemli şey performansım. Ben sadece başarılı olunca kabul göreceğim.’ Oysa ergenlik zaten akademik beklentilerin, sosyal karşılaştırmanın ve gelecek kaygısının yoğunlaştığı bir dönemdir. 2023’te yayımlanan ve 52 çalışmayı inceleyen sistematik derlemede, çalışmaların 48’inde akademik baskı ile en az bir ruh sağlığı problemi arasında ilişki bulundu. Bulgular özellikle depresif belirtiler, kaygı ve anksiyete-depresyon belirtileri açısından dikkat çekiciydi.
Ebeveyn akademik süreci takip edebilir ancak sorgulayan değil, destekleyen bir yaklaşım sergilemelidir. Yalnızca ‘Matematikten kaç aldın?’ ya da ‘Ne kadar çalıştın?’ tarafından değil; ‘Bu dönem seni en çok ne zorluyor?’, ‘Benden yardım ister misin?’, ‘Sence nasıl bir çalışma düzeni sana iyi gelir?’ gibi sorularla da sürece yaklaşabilmeliyiz.
Örneğin, bir gence gün içinde okul başarısıyla ilgili soru soruyorsak, onun nasıl hissettiği, ne düşündüğü, neye güldüğü, arkadaşları veya ilgileri hakkında da en az o kadar merak göstermeliyiz. Genç, başarısının takip edildiğini ama değerinin başarıya bağlı olmadığını hissetmelidir.

“Ergenlikte sağlıklı ayrışmanın amacı ebeveynle bağı koparmak değildir. Aranızdaki bağı farklı bir şekilde yeniden inşa etmektir.”
Ergen artık eskisi gibi anne-babasıyla konuşmak istemiyorsa ebeveyn aralarındaki bağı korumak için ne yapabilir? Konuşması için ısrar etmek mi, onun gelmesini beklemek mi daha doğru?
İkisi de tek başına doğru değildir. Sürekli ‘Neyin var?’, ‘Neden konuşmuyorsun?’, ‘Anlat bana’ diye ısrar etmek gencin daha fazla kapanmasına yol açabilir. Ama tamamen geri çekilip ‘İsterse gelir’ demek de gencin yalnız bırakıldığını hissetmesine neden olabilir.
Bunun yerine ebeveynin ulaşılabilir ama müdahaleci olmayan bir pozisyonda kalmasını öneririm. ‘Şu anda konuşmak istemediğini görüyorum. Buna saygı duyuyorum ama konuşmak istediğinde buradayım’ mesajı çok değerlidir. Sonrasında ise gerçekten orada olmak gerekir.


Ayrıca gençlerle iletişimin yalnızca karşılıklı oturup ciddi konuşmalar yapmaktan ibaret olmadığını hatırlamak önemlidir. Arabada giderken, birlikte yemek hazırlarken, yürürken veya ortak bir şey izlerken kurulan küçük temaslar bazen ‘Hadi konuşalım’ diyerek yapılan büyük konuşmalardan daha fazla paylaşım yaratabilir.
Ebeveynin her sessizliği doldurması gerekmez. Bazen ilişkiyi koruyan şey konuşmak değil, genç konuşmaya hazır olduğunda onu yargılamadan dinleyecek birinin orada olduğunu bilmesidir.
Son olarak, ergenlik döneminde ebeveynlerin iyi niyetle yaptığı ama gençle arasındaki güven ilişkisine en çok zarar verebilen 3 davranış nedir?
Birincisi, sürekli kontrol etmek.
İkincisi, sınırlarının ihlalini ebeveynlik hakkı olarak görmek.
Üçüncüsü, eleştirmek ve yargılamak.
Araştırmalar psikolojik kontrolün özellikle önemli olduğunu ve ilişkiyi zedeleyen en önemli unsurlardan biri olarak gösteriyor. Psikolojik kontrol; gencin davranışına makul sınırlar koymaktan farklı olarak, suçluluk hissettirme, sevgiyi geri çekme, utandırma veya duygu ve düşüncelerini manipüle etme gibi yöntemlerle onun psikolojik dünyasını kontrol etmeye çalışmayı ifade eder.
Bu nedenle ergenlik döneminde ebeveynliğin temel sorusunun ‘Çocuğumu nasıl kontrol ederim?’ değil, ‘Kendi kararlarını verebilen bir genç olurken onunla iletişimimi ve ilişkimi nasıl daha sağlıklı hale getiririm?’ olması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü ergenlikte sağlıklı ayrışmanın amacı ebeveynle bağı koparmak değildir. Aranızdaki bağı farklı bir şekilde yeniden inşa etmektir.



















