‘Kerem’den sonra hayatımızda çok şey değişti’ diyen Zeynep Beşerler, ‘Evimizin neşesi’ dediği oğlu Kerem’le geçen günlerini bizlerle paylaştı.
Sempatik, güzel, içten, sıcak… Zeynep Beşerler tam da ekranlarda gördüğümüz gibi… Verdiği enerji son derece pozitif…
Oğlu Kerem… Yakışıklı, derin bakışları olan kesinlikle cool bir çocuk…
Bu ikili stüdyomuza girdiği andan itibaren anne&oğul arasındaki güzel ve özel uyumu hemen fark ettik. Kerem sürekli soru soruyor, annesi her sorusuna çok güzel cevaplar veriyor. Aralarındaki uyum mükemmel, birbirlerine bakışları mükemmel…
Objektif karşısına geçtiklerinde Kerem’e ‘hazır mısın’ dememiz ve onun ‘hazırım çek’ demesiyle başlayan çekim bir profesyonel modelle de ancak bu kadar rahat geçebilirdi. Ne desek ilk söylediğimiz an uyguladı. Bizi kendine hayran bıraktı… Sıkıldığı anda ‘kız arkadaşın görecek bu fotoğrafları’ dedik, aşkla gülümsedi… Ve kısa zamanda bu güzel kareleri bizlere verdi.
Zeynep Beşerler’e denizi, yelkeni, oğlu Kerem’i, eşi Emir İçgören’in nasıl bir baba olduğunu, anneliği sorduk… İçtenlikle cevapladı…
Keyifli okumalar!
Kerem sürpriz bir bebek miydi? Yoksa artık anne olmanın zamanı geldi diye mi düşündünüz?
Anne olmanın zamanı gelmiş, hatta geçiyordu yaş itibariyle ama çok planlı bir şey değildi. Çocuk istiyordum ama planlı olmadığı için birazcık sürpriz oldu açıkçası. Evlendikten üç yıl sonra, güzel bir zamanda aramıza katıldı Kerem.

Kerem daha 40 günlüktü, gittik ve 3 ay teknede kaldık. O günden bu yana da hep böyleyiz.
Nasıl bir hamilelik geçirdiniz? Aşermeleriniz, mide bulantılarınız oldu mu?
Çok rahat bir hamilelik geçirdim açıkçası, hiç aşermelerim olmadı. Zaten hamile olduğumu da 9’uncu haftada anladım. Bazıları için ilk aylar çok sıkıntılı geçebiliyor. Ben hiç anlamadım. Televizyon programı yapıyordum, o sırada 12 ülke gezdim. Kerem 6 aylık oldu, doktorum ‘artık uçma istersen’ dedi, çünkü her hafta bir yere gidiyordum. Çok kolay geçen, hiçbir sorun yaşamadığım, kilo almadığım bir dönemdi. Hamile olduğumu göbeğim çıktığında anladı insanlar.
Harikaymış… Erkek çocuğunuz olacağını öğrendiğinizde neler hissettiniz?
İçime çok kız doğuyordu aslında, kız olacak diyordum. Zaten içime doğan hiçbir şey olmaz, hep tersi olur bende. O yüzden, doktorum erkek dediğinde ‘yapma ya, emin misin?’ dedim. Aslında gençliğimde çok erkek çocuk istiyordum, sonra yaş ilerledikçe, etraftan kız çocuklarının daha sakin erkeklerin daha hareketli olduğunu duydukça o fikir değişmeye başladı, kız olsun istedim. Erkek oldu, başımızın gözümüzün üstünde, sağlıklı olsun, gerisi hiç önemli değil.
Anne olduktan sonra hayatınızın tamamen farklı ilerlediğini söyleyebilir miyiz? Uzun zamandır oyuncu olarak bir projede göremedik sizi. Hem iş hayatınız hem de ruhsal açıdan, ‘Kerem’den önce ve Kerem’den sonra Zeynep’ diye nasıl anlatırsınız kendinizi?
Evet, durgun bir döneme girdim, artık her şeyi ona göre planlayıp, programlamaya başladım. Aslında hayatımız format değiştirdi. Bizim hayatımızdan çok onun hayatına endeksli bir hayat yaşamaya başladık. Bayağı büyük bir değişiklik oldu yani. Ama ruhsal açıdan, karakter olarak değiştiniz mi sorusuna yanıtım, o bende çok olmadı… Daha hızlı, daha pratik, daha farklı yönleriyle her şeyi düşünmeye başladım. Her şeyi çok farklı kombinasyonlarıyla düşünüp ele almaya başladım. Beni en çok değiştiren şey o oldu. Normalde o kadar kombinasyonlu düşünmem hiçbir şeyi.
Annelik, delilik hali, sürekli bir endişe hali… Ama elbette ki muhteşem bir şey…
Doğum nasıl gerçekleşti, normal mi sezaryen mi?
Normal doğum yaptım. İlk günden beri hep normal doğum istiyordum zaten. Ona göre kilo alışımı ayarladım açıkçası, çok fazla yemedim. Canımın istemediği, ihtiyacım olmayan hiçbir şeyi yemedim. O aşerme olayı var ya, hiç öyle bir şeyim olmadığı için de sadece 11 kilo aldım. Toplamda 8 saat süren kolay bir doğum yaptım. Doğumdan hemen sonra da ayaktaydım zaten.
Kerem nasıl bir bebekti? Gazlı, uykusuz…
Çok zor bir bebekti. Çünkü çok gazlı bir bebekti, hiç uyumuyordu. Yani ilk 3 ay bayağı zorlandım, ağır geçti. Kolik bir bebekti, çok zordu. Uykusuz geceler, gündüzler, sıfır uyku ve sürekli ağlıyor olması… Ama 3 aydan sonra her şey bir anda değişti. Kolik bitince hepimiz yattık uyuduk…
Emzirdiniz mi?
Emzirdim ama çok doyurucu sütüm gelmiyordu. Süt kanallarım tıkandı. Bebek aç kalıyor diye mamaya dönüldü derken, o taraf da çok zorlu geçti. Emzirmeye çalışıp emzirememek en zoru. Hem psikolojik olarak etkiliyor, hem de çektiğiniz acının haddi hesabı yok. Memelerinizdeki fiziksel acılara emzirmek isteyip de emzirememenin verdiği psikoloji, yanında uykusuzluk hepsi birleştiğinde insanın siniri daha çok bozuluyor. Sürekli bebek ağlıyor, siz ağlıyorsunuz… Öyle bir dönemdi.

Kerem’le bir gün, enerjiyi atmak için elimizden geldiğince sokaklarda geçiyor.
Günümüz çocukları bizden çok farklı tıpkı bizim de annelerimizden farklı olduğumuz gibi. Sizce şimdiki çocukların şanslı ve şanssız olduğu durumlar neler?
Tabii çok farklıyız. Jenerasyon olarak onlar bizden çok farklılar. Ama bence biz daha şanslıydık. O kadar teknolojinin içinde büyüyorlar ki etraftaki hiçbir şeyden haberleri yok. Biz çoğu şeyi deneme yanılma yöntemiyle öğrendik. Biz çıkıp, sokaklarda oynayıp, dizlerimizi parçaladık. Onlar da öyle bir şans yok. Yani İstanbul’un neresinde çocuğu sokağa bırakacaksın. Ancak parka götüreceksin. Onunla birlikte gezip, onunla birlikte olmak zorundasın. Yoksa arkadaşlarıyla saatlerce dışarıda ebeveynlerinden bağımsız oyun oynayacakları bir alanları yok. AVM’lerin içindeki oyun alanları, kapalı ortamlarda, ebeveynlerinin gözetiminde sosyalleşmeye çalışıyor çocuklar. Çok şanssızlık. Yani teknoloji şans diyoruz ama o da nasıl bir şans getirecek bilemiyorum.
Biz her şeye adım adım, sırayla ulaşırken onlar çok hızlı sahip olabiliyorlar. Bu da doyumsuzluk yaratabiliyor benim gözlemim…
Öyle bir durum var, biz televizyonu açtığımızda tek bir kanal seyredebiliyorduk, o da belli saatlerdeydi. Sonra kanallar çoğaldı, radyolarda program dinlerdik. Bir doyumsuzluk söz konusu oluyor maalesef. Elimizden geleni yapsak da, her şey o kadar önlerindeki, çok da bir şey yapamıyoruz.
Nasıl bir annesiniz? Kuralcı, rahat…
Kurallarım vardır. Şu saatte kalkılıyor, bu saatte yatılıyor, şu saatte duşa giriliyor, o yenmiyor, bu içilmiyor gibi kurallarım var… Mesela 3.5 yaşına geldi, hala inat ediyorum bazı şeylerde. Annem diyor ki artık çocuğu bir rahat bıraksan… Diyorum ki ‘yok hiç tatlı yemedi, onu yemedi, bunu yemedi, gittiği yere kadar götüreceğim’. Her şeyi evde kendim yapıyorum. Kaç yaşına kadar olursa elimden geldiğince de yapmaya devam ederim. Televizyon yok hala hayatında. Çizgi film ancak bir şey olduğu zaman 3, 4 dakikalık toplamda 15 dakika seyredebiliyor. Doğduğu günden beri Kerem her gün 19.30’da duşa giriyor. Ve böylece uyku saatini biliyor, ne zaman yemek yiyeceğini biliyor. Çok şükür etrafımdaki herkes de beni böyle kabul etti ve ‘tamam diyorlar, bu onun kuralları’ ve uyuyorlar.
Kerem ile bir gününüz nasıl geçiyor? Beraber neler yapmaktan keyif alıyorsunuz? Belirli rutinleriniz var mı?
Kerem’le bir gün, enerjiyi atmak için elimizden geldiğince sokaklarda geçiyor. Eğer okula gitmiyorsa mutlaka park, bisiklet, scooter… Hava daha sıcaksa tekne, deniz… Enerji atmaya yönelik şekilde hep dışarıdayız. Havanın soğuk olması hiç önemli değil. Yağmur yağmadığı sürece mutlaka sokakta geçiriyoruz zamanı.

Dünyamızda çocuk yetiştirmek zor. Toplumda ayakları üzerinde duran, güçlü bir birey olması yönünde Kerem’e verdiğiniz öğütler neler, ya da ileride nasıl öğütler vermeyi düşünüyorsunuz?
Teşekkür etmek, özür dilemek, özellikle takıldığım konular. Yaptırmaya çalışıyorum, bazen inatlaşmaya kadar gidiyoruz bu konuda ve birbirimize küsüyoruz ama bir şeyleri gerçekten doğru bir şekilde öğretmeye çalışıyoruz. Buraya gelirken arabadan çöp attı birisi, dedim ki ‘ne kadar ayıp bir şey yaptı değil mi’, ‘neden ayıp yaptı’ dedi, dedim ‘orası çöp mü’, ‘arabadaki çöpleri ne yapacağız, arabada çöp yok’ dedi, dedim ki ‘onları kenara koyacağız, arabadan indiğimizde bulduğumuz ilk çöpe atacağız.’ ‘Ha anladım, çok ayıp o zaman’ dedi. Yani mümkün olduğunca bir şeylerin doğrusunu gerçekten açıklamak gerek. Denize çöp atmamak, insanlara kötü davranmamak, herkese teşekkür etmek, günaydın demek… Bunlar mihenk taşları aslında, insan olmanın gerekliliği, şu anda maalesef etrafımızda çok olmayan şeyler ama buradan başlamak lazım bence bir şeyler öğretmeye.
Sizin bir kardeşiniz var ve çok bağlısınız birbirinize… Kardeş ilişkisi gerçekten özel. Kerem’e bir kardeş düşünüyor musunuz? Yoksa günümüz şartlarında ‘tek çocuk en güzeli’ diyenlerden misiniz?
Yok, çok net, düşünmüyorum:) Tabii dediğiniz gibi günümüz şartları da etkili bu düşüncemde ama bir de yaşla ilgili. Belli bir yaştan sonra insanın tahammülü, her şeye yetişme direnci çok azalıyor. Hadi onu bir şekilde kurtarırım desen de çok kolay değil bir çocuğu okutacaksın, eğiteceksin, büyüteceksin, bir çevreden koruyacaksın, ona iyi insan olmayı öğreteceksin… Biz bunu bir çocukta zor yaparken, iki çocuk, üç çocuk yapabilene helal olsun. Ama ben bu konuda çok iyimser davranamıyorum. Evet, planlı olarak kardeş düşünmüyoruz ama kazara olursa da ona bir şey yapamam.
Hayatın yoğunluğunda daha sağlıklı bir birey olabilmemiz için bazen şarj etmemiz gerekir kendimizi. Anne olanlar çok iyi bilirler. Kendiniz için neler yapıyorsunuz, kaçış duraklarınız var mıdır?
Evet tabii ki evden kaçmak isteği oluyor bazen. Gün içinde kaçmam gerekiyorsa kardeşimle bir yerlere gidiyorum. Kahve içiyorum, akşamüstü bir şeyler yapıyorum. Daha uzun bir kaçış olanağım varsa, ortaokuldan bu güne birlikte olduğum en yakın kız arkadaş grubuyla birlikte hafta sonu bir yurtdışı tatili planlıyorum. Mesela nisan ayında var öyle bir plan, dört gözle gelsin diye bekliyorum…
Aslında annelere de önermek lazım, arada bir kafalarını boşaltıp, şarj olabilecekleri zaman ayarlamalılar…
Kesinlikle, özlemek gerekiyor. Yani okula gittiğinde bile özleyebiliyorsunuz ama o şekilde özlemden bahsetmiyorum. Gerçekten kısacık bir mola kendinizi resetlemeniz için gerekebiliyor.

Kuralları olan bir anneyim…
Eşiniz bir yelkenci… Dışarıdan çok eğlenceli görünüyor. Sizin için yelken, deniz ne ifade ediyor? Eşinizden önce ilgileniyor muydunuz?
Evet, gerçekten eğlenceli geçiyor. Yelken ile ilişkim eşimden önce de vardı. Ben de yelken yapıyorum. Ve eşimle de yelkenci, ortak bir arkadaşımız tanıştırdı bizi. Denizi seviyorum, yelkeni seviyorum, yarışıyorum ben de eşim gibi. Zaten yazın dört ay yelkende yaşıyoruz. O yüzden iyi bir ilişkimiz var yelkenliyle… Eşim iş için arada gidiyor ama biz Kerem’le yelkende, Bodrum’da yaşamaya devam ediyoruz. Oradan adalara gidiyoruz, bazen güneye iniyoruz derken yaz öyle geçiyor. Kerem de çok seviyor, denizle arası çok iyi. Doğdu, daha 40 günlüktü, gittik ve 3 ay teknede kaldık. O günden bu yana da hep böyleyiz.
Eşiniz nasıl bir baba? Bazen anneler çok büyük beklentilere giriyorlar ve hayal kırıklığına uğrayabiliyorlar. Bazen de ‘bebek bezi bile değiştiremez’ denilen babaların içinden bir cevher çıkabiliyor. Sizin evde dengeler nasıl?
Kerem ile babası arasında çok büyük bir aşk var. Eşim hiç bez değiştirmedi, değiştiremez ama oyun oynamak, birlikte vakit geçirmek anlamında muhteşem bir ilişkileri var. O beni çok rahatlatan bir şey, hafta sonları özellikle sabah onlar çok erken kalkıp birlikte Bebek’te scooter’a biniyorlar, kahvaltı edip öğlene geliyorlar eve… Tekne yüzdürüyorlar havuzda, birlikte birçok şey yapıyorlar. Çok keyifli geçiriyorlar zamanlarını. Şahaneler…

Sizi gözlerimiz ekranlarda arıyor açıkçası… Yeni projeleriniz varsa bahsetmek ister misiniz? Yoksa ‘böyle iyi’ mi diyorsunuz?
İş başka bir şey, bir de çok uzun yıllar çalışıp buna alışmış bir insan olarak bir şeyler yapmayı istiyorum artık. Acayip sıkılıyorum bir şey yapmamaktan, olacak inşallah ama ne olacak ben de bilmiyorum. Televizyon programı olabilir yine. Dizi biraz daha zor ihtimal ama sinema filmi olabilir. Daha yeni bir televizyon filmi çektik, 1-2 aya kadar çıkar diye düşünüyorum. Daha soft işler olur artık. Dizilerde haftanın 6 günü, saatler boyunca çalışmak çocukla çok kolay değil, bir de gerek de yok diye düşünüyorum öyle bir paralanmaya, şartlarından dolayı çok zor iş.
Ve son olarak anneliği birkaç cümle ile anlatabilir misiniz dersem nasıl anlatırsınız?
Delilik hali, sürekli bir endişe hali bence… Sabah endişe ile kalkıp, akşam endişe ile yatıyorsunuz. Ve bir anksiyete oluşuyor ondan sonra, bitmek bilmeyen bir döngünün içindesiniz…
Okuldan aranıyorsunuz, o telefonu görünce tansiyonum falan çıkmaya başlıyor, bir şey oldu kesin diye. Düştü mü, kalktı mı, ateşi mi çıktı, ateşi niye çıktı, niye inmiyor… Yani bitmiyor bu kaygılar. Ama elbette ki muhteşem bir şey. İyi ki yapmışım dediğiniz bir şey…
Fotoğraflar: Studio Sponeck
















