İki kimsesiz kardeşi evlat edinen Almula Merter Churm ile çocukları, eşi ve hayatı üzerine keyifli bir sohbet…
Ünlü tiyatro sanatçısı Ferdi Merter’in kızı Almula Merter Churm için ‘hep hayallerinin peşinden giden kadın’ dersek yanılmış olmayız. 46 yaşında her şeyi geride bırakıp Londra’ya yerleşme kararı alması da ondan… Sonrasında aşk, evlilik ve çocuklar var… 51 yaşında eşi Robert Churm ile kimsesiz iki İngiliz kardeşi evlat edinen, Almula Merter Churm ile evlat edinme sürecine, eşine ve kendisiyle aynı duyguları yaşayan kadınlar için bir yol haritası olmayı düşlediği kitabı ‘Dokuz Ay On Gün – Bir Kavuşma, Aşk ve Veda Hikayesi’ne dair konuştuk…

51 yaşında annelik… Bize biraz bu süreçten bahsedebilir misiniz? Nasıl karar verdiniz anne olmaya?
47 yasına kadar evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı hiç düşünmemiştim. Ama bu galiba doğru zamanın gelmesi ve doğru kişinin karşına çıkmasıyla ilgili bir şey. Robert”la tanıştığımız anda ‘hayatımı geçireceğim adam’ dedim ve 6 ay gibi kısa bir sürede evlendik. Sonra ondan bir çocuğum olmasını ve ailemizin büyümesini çok istedim. Ama hem doğal yollardan hem tüp bebek yöntemi işe yaramadı. Zaten yaşımdan dolayı küçük olasılıkları büyük yapmaya çalıştım. Biyolojik anne olamayacağım duygusunu çok zor kabullendim. Uzun bir küsme ve depresyon döneminden sonra bir gece izlediğim evlat edinme üzerine bir filmle hayatım değişti. Ve kocam da hemen kabul etti.
Çocuklarımın dünya vatandaşı olmalarını çok isterim. Dünya üzerindeki her canlıyı sevmelerini, hepsiyle yaşamayı bilmelerini, dürüst ve ahlaklı olmalarını…
Aynı anda bir değil iki çocuk evlat edindiniz. Kardeş oldukları için müthiş bir şey yaptığınızı düşündüğümü söylemek isterim. Korkutmadı mı bu sizi?
İlk başta tek çocuk olarak başladık, sonra bizi kardeşler eğitim sınıfına koydular. Orada anne-baba olma eğitimi aldık, tecrübeleri dinledik, çocuk psikolojisini öğrendik. Sonra jüriler karşısında yaylım ateşi gibi sorulardan geçtik. Ve bir gün sosyal görevli iki kardeşin bizi beklediğini söyledi. Nerdeyse hiç düşünmeden kabul ettik. İki kardeş olması değil ama çok istediğim halde birinin bebek olması beni biraz korkuttu.

Biraz çocuklarınızdan bahsedebilir misiniz? İsimleri, kaç yaşındalar, nasıl bir geçmişe sahipler? Ve sanıyorum 2 senedir son ve gerçek yuvalarında sizinle birlikteler. Onlar için nasıl geçti bu süreç?
Kızım Maya Elizabeth, oğlum Noah Ferdi. Hem kocamın hem benim soyadımı taşıyorlar. Dolayısıyla babamın en çok istediği iki şey gerçek oldu, biri torunlarının olması, diğeri soyadımızın devam etmesi. Aynı zamanda babamın adı da devam ediyor. Şu anda oğlum iki, kızım altı yaşında. Terkedilmiş çocuklar. Öz kardeşler zaten. Anne, baba sokakta yaşıyor. Alışma dönemi diye bir şey sanki olmadı gibi. İlk karşılaşmadan sonra anne-baba demeye başladı kızımız. Oğlumuz zaten 4 aylık geldiği için sadece bizi biliyor.
Kalbiyolojik anne baba olmakla biyolojik arasında inanın hiç bir fark yok. Ne doğuran anneler var, annelik duygusu yakınlarından geçmeyen…
Birlikte neler yapmaktan keyif alıyorsunuz? Evde bir gününüzü anlatmanızı istesem…
Kızımla yemek yapıyoruz, beraber fotoğraf çekiyoruz, dans ediyoruz. Aktrist olacakmış öyle diyor. Bu elbette çok hoşuma gidiyor. Oğlum artık ayaklandı, adeta havada uçuyor. Onunla el ele uyumayı, oturmayı, yürüyüşler yapmayı çok seviyorum. Büyük adam gibi konuşuyor da konuşuyor. Ben eve girdikleri günden beri klasik müzik ve opera dinletiyorum. Oğlum gün içinde sürekli aryaları dili döndüğünce söylemeye çalışıyor. Aile günlerimiz çok önemli. Hafta sonu hep birlikte her şeyi yapıyoruz, yemeklerimizi babamız pişiriyor. Film seyrediyoruz, geziyoruz.

Yeni nesil çocuklar çok zor, bizim neslimize göre de hayli farklılar… Çocuklarınızın nasıl bireyler olması hayaliniz?
Evet aşırı bilinçliler her şeyde. Bazen verdikleri cevaplara, sordukları sorulara inanamıyorum. Bir kere dünya vatandaşı olmalarını çok isterim. Dünya üzerindeki her canlıyı sevmelerini, hepsiyle yaşamayı bilmelerini. Dürüst olmalarını, ahlaklı olmalarını, ayrımcılıktan uzak olmalarını, sanata değer vermelerini, Atatürk’ü çok sevmelerini, benim kültürümü de benimsemelerini, aile değerini bağlılığını özümsemelerini isterim. Bir de sanatın tam içinde olurlarsa başka ne isterim?
Bizim geleneklerimizde çocuk bakımında büyük rol annededir… Ve belki de anneler çok izin vermediğinden baba geri planda kalır. Günümüzde bu biraz biraz değişmeye başladı… İngiltere’de, sizin ailede durum nasıl? Eşiniz nasıl bir baba?
Bizde her şey ortak. Zaten bizim evliliğimizde de her şey ortak. Biz eşimle hayatı tamamen bölüştük, iş ve ev yaşantımızıda. Hiçbir şeyi bu senin işin diye bir diğerine yıkmıyoruz. Eşim mükemmel bir baba, mükemmel bir eş, mükemmel bir dost. Benim hayatımda başıma gelen en iyi şeylerden biri. Hayatıma yeniden başlayacak olsam, bu sefer hemen arar bulurdum onu.
Eşim hayatımda başıma gelen en iyi şeylerden biri. Hayatıma yeniden başlayacak olsam, bu sefer hemen arar bulurdum onu…
Kitabınız ‘9 ay 10 gün’ den bahsedebilir misiniz? Ne anlatıyor bize?
Hayatımın dönüm noktalarını anlatıyorum kitabımda. Bir kavuşma, bir aşk ve bir veda var içinde. Ayrıca seçilmiş anne olmak, galiba en can alıcı kısmı. Ve birde hayata, zamana ve akışa müdahale edilemediğini. Olması gereken her şeyin olması gereken zamanda ve olması gerektiği gibi gerçekleştiğini anlatıyorum.

Kitapta çok güzel tabirleriniz var; ‘seçilmiş bir anneyim’ diyorsunuz, ‘çocuklarımı kalbimle doğurdum’ diyorsunuz… Evlat edinmek bazen çok istense de cesaret edilemeyen bir durum… Evlat edinmeyi düşünen, ‘seçilmiş çift’ olmak yolunda adım atmak isteyen kişilere tavsiyeleriniz ne olur?
Hiç korkmasınlar. Bir şey olmuyorsa mutlak nedeni vardır. Kalbiyolojik anne baba olmakla biyolojik arasında inanın hiç bir fark yok. Ne doğuran anneler var, annelik duygusu yakınlarından geçmeyen… Sadece çok sevin. Çok sevginizi, sabrınızı, enerjinizi verin. Hep sımsıkı kucaklayın. Ve yola çıkın.
Anneliği birkaç cümle ile anlatmanızı istesem?

Annelik mükemmel bir duygu, ama inanılmaz zor. Şimdi annemi, onun endişelerini çok iyi anlıyorum. İnsanın en küçük bir şeyde içi titriyor, hep koruma, kollama duygusuyla yaşıyorsunuz. Dış dünyaya karşı adeta panter gibi oluyorsunuz. Ama mükemmel…
Şu an Londra’da neler yapıyorsunuz, biraz da projelerinizi, annelik dışındaki hayallerinizi öğrenebilir miyiz?
Önce anne olmayı öğrenmeye çalışıyorum. Yeni kitabımı bitirmek üzereyim. Bence okurken mutluluk verecek bir roman oldu. Göçmen danışmanlığı yaptığım bir şirketim var Türkiye bağlantılı. Tiyatro oyunu hazırlıklarım var. Televizyon projem var. ‘Dokuz ay On gün’ kitabımın film hazırlıkları var. Fotoğraf sergisi yapmak istiyorum. Türkiye’de butik yayınevi kurup özellikle babamın kitaplarını basmak istiyorum. Sosyal sorumluluk projelerinde olmaya çalışıyorum. Reklam ve tanıtım filmlerinde seslendirme yapıyorum. İstiyorum da istiyorum. Ve tabii sırayla gerçekleştiriyorum. Çünkü hep büyük hayal kurup peşinde gidiyorum.

















