Ergenlik dönemi; bedensel değişimlerin yanı sıra duygusal, sosyal ve kimlik gelişimini de kapsayan çok katmanlı bir süreçtir. Uzman Psikolog Leman Özdağtekin, ergenliğin erken, orta ve geç evrelerini çocuklarda görülen psikolojik değişimlerle birlikte ele alıyor.
Ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe geçiş sürecinde yaşanan en yoğun gelişim dönemlerinden biridir. Bu süreçte gençler; fiziksel değişimlerin yanı sıra duygusal dalgalanmalar, kimlik arayışı ve sosyal ilişkilerde farklılaşmalar yaşayabilir. Yapılan araştırmalar, ergenlik döneminin genellikle 10–19 yaşları arasında başladığını, ancak sosyokültürel faktörlere bağlı olarak bu sürecin daha ileri yaşlara kadar uzayabildiğini göstermektedir.
Uzman Psikolog Leman Özdağtekin, ergenlik dönemini erken, orta ve geç evreleriyle ele alarak; bu evrelerde çocuklarda görülen duygusal, davranışsal ve bilişsel değişimleri psikolojik bir çerçevede değerlendiriyor.

Ergenlik dönemi özellikleri nelerdir?
Ergenlik dönemi; hızlı bedensel, duygusal ve sosyal değişimleri kapsayan, çocukluktan yetişkinliğe kadar devam eden bir geçiş dönemidir. Yapılan araştırmalara göre ergenlik döneminin 10 ile 19 yaşları arasında gerçekleştiği ifade edilmiştir. Ancak ülkeler arası sosyolojik farklılıkları göz önünde bulundurduğumuzda bu yaşın 24’e kadar çıkabildiğini gözlemleyebiliriz. Ergenlik dönemini erken, orta ve geç olmak üzere sınıflandırabiliriz.
Erken Ergenlik Dönemi; 10 ile 14 yaşlar arasında gerçekleşmektedir. Bu yaşlardaki çocuklar genellikle yoğun fiziksel ve davranışsal değişimlerle karşılaşırlar. Çocukluk çağında hemcinsleri ile daha fazla vakit geçirirken, bu dönemde karşı cinse ilgi duymaya başlarlar. Arkadaşları tarafından takdir edilme, onaylanma, sevilme ve beğenilme beklentisi içinde olurlar.
Otoriteye karşı gelip kendi kurallarını koymak isterler. Egosentrik düşünce yapılarından dolayı eleştirilere karşı sert tepkiler verip yakın çevreleri ile çatışma yaşarlar. Biyolojik yapılarının değişmesi, hormonlarının hızlı çalışması, dürtülerinde artış olması onların duygusal dünyalarının inişli çıkışlı olmasına sebep olmaktadır. Zaman zaman içe kapanma, öfke kontrolünü sağlayamama, kaygı ve endişe duyma gibi durumlarla karşılaşırlar. Bu özellikler bazı ergenlerde yoğun olarak görülürken, bazılarında hafif bir şekilde ortaya çıkar.
Ergenlik dönemi yalnızca bedensel bir değişim değil; kimlik arayışının, duygusal dalgalanmaların ve sosyal yönelimin yeniden şekillendiği kritik bir gelişim sürecidir.
Orta Ergenlik Dönemi; 14 ile 19 yaşlar arasında yaşanmaktadır. Bu dönemde ergenlerin en büyük ilgi alanları dış görünüşleri olduğu için cinsel kimliklerini de sorgulamaya başlarlar. Cinsel dürtülerinin yoğunluğu onların kendi cinsel yönelimleri ile ilgili çelişki yaşamalarına neden olur. Ancak bu ruhsal karmaşa onların gelecekte hemcinslerine karşı ilgi duyacakları anlamına gelmez. Ergenlik cinsel kimlik için bir arayış dönemi olduğu için bu çelişki normaldir. Böyle bir durum karşısında anne ve babaların sakin kalmaları çok önemlidir. Baskıcı ve manipülatif tutumda bulunmaları çocuklarının ters yönde gelişim göstermelerine yol açabilir. O nedenle bu süreçte çocuklarının yeni bir kimlik bulmaya çalıştıklarını kabullenmeleri, kimlik arayışlarını tamamlayabilmelerine fırsat vermeleri daha sağlıklı olacaktır.
Bu dönemin bir başka getirisi ise ergenlerin soyut düşünme kavramı ile tanışmalarıdır. Böylelikle, ergenler olayları farklı açılardan değerlendirmeye, geleceğe yönelik planlar kurmaya, toplumdaki sosyal rollerini öğrenmeye çalışırlar. Felsefe, din, politika, ölüm gibi kavramlar üzerine yoğunlaşırlar. “Ben kimim?”, “Hangi üniversitede okuyacağım”, “Gelecekte hangi mesleği yapacağım” gibi soruların yanıtlarını ararlar. Benlik ve kişilik özelliklerini kazanmaya, anne babalarından bağımsızlaşmaya, farklı bir birey olduklarını kabul ettirmek için çaba sarf ederler.

Erken, orta ve geç evreleriyle ele alındığında ergenlik; bireyin benlik algısını, düşünce yapısını ve çevresiyle kurduğu ilişkileri derinden etkiler.
Geç Ergenlik Dönemi; 19 yaş sonrasında başlamakta ve kimlik duygusunun bütünleşmesiyle sona ermektedir. Bu dönemde bireyler kimlik arayışını tamamlamış olup çevreleri ile yakın ilişkiler kurmaya, kişiliklerine uygun meslek seçiminde bulunmaya başlar.
Kimlikle ilgili temel açıklamalarda bulunan kuramcılardan biri olan Erik H. Erikson, kişilik gelişiminin yaşam boyunca devam ettiğini, her gelişim döneminde bireylerin aşmaları gereken bir çatışma ile karşılaştıklarını, bu çatışmaların kimlik kazanımlarında önemli bir dönüm noktası olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle, ergenlerin kimlik bunalımı içinde olmalarının, çevreleri ile çatışma yaşamalarının, anne ve babadan bağımsızlaşmak istemelerinin normal oluğunu söyleyebiliriz. Ancak bu bunalım bazı ergenlerde yoğun bir şekilde yaşanıyorsa, aile içi çatışmalar baş edilemez hale geliyorsa, kendine zarar verme ya da intihara yönelik eğilimlerde bulunuyorlarsa bu durum “kimlik karmaşası” na dönüşür.
Kimlik karmaşası; bireylerin depresyon, kişilik bozuklukları, yeme bozuklukları gibi daha ciddi ruhsal sorunlarla karşılaşmasına yol açmaktadır. Böyle bir durum karşısında anne ve babaların uzman desteği almaları, çocuklarına empatik, güven verici ve destekleyici yaklaşmaları, onları yargılamadan anlamaya çalışmaları bu süreci daha kolay atlatmalarına yardımcı olacaktır.


















