Ritim ve müzik her yerde

Eğitimci-yazar Hamle Özçarıkçı; “Ritim ve müzik anne karnından bu yana hayatımızda, bu araçları kullanıp, her türlü eğitimi eğlenceli bir şekilde vermek mümkün.” diyor. Eğitim konusunda kaygının üst seviyede olduğu pandemi döneminde asıl nelere odaklanmamız gerektiğini Özçarıkçı cevaplıyor…

Çağımızın en büyük ve tartışması bitmeyen sorunlarından biri eğitim. Bu konuya ezbere dayalı değil de çok farklı bakış açılarıyla yaklaşan eğitimciler bizim için çok değerli. ‘Çocuklarınıza matematiği severek öğretebilirsiniz’ diyen bir eğitimci ile karşılaştığımızda biz de kayıtsız kalamadık ve hemen kendisiyle konuşmak istedik.

Uzun yıllardır okul öncesi ve İlkokul 1.kademe yaş gruplarına matematiği ritimle öğreten, artikülasyonu ve konuşma terapisini melodi ile gerçekleştiren Ritmico Kids kurucusu Hamle Özçarıkçı ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik…

“Benim çocuğum bilgisayar başında öğrenemiyor”, “Uzaktan eğitim yüz yüze gibi olmuyor” klişesinden kurtulup, uzaktan eğitim kaynaklarını doğru kullanmalısınız.

Pandemi döneminde çocuklarımızda oluşan kayıplar ve bunların telafisi üzerine sizinle sohbet edeceğiz ama öncelikle kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

24 yıldır  müzik öğretmenliği yapmaktayım. Bunun son 21 yılı okul öncesi kurumlarda ve ilkokul 1. kademede geçti,  Çok uzun yıllar sabit bir yaş grubuna hitap ettiğiniz zaman, belli başlı eksikleri görmeye başlıyorsunuz. Ben de çocuklarımızın en büyük eksiği olan dil gelişimi ve matematik eğitimi üzerine gitmek ve kendi branşım ile bu konularda oluşan eksiklikleri kapatmak istedim…

6 yıl önce ilk kitabım Ritmiko ile Ritim ve Matematik yayınlandı. Ve o günden bu yana, okullara branş derslerine giderek bu öğretilerimi aktaran 12 kişilik bir öğretmen ekibiyle  çocuklarımızı yetiştirmeye devam ederken, ben de şehir içi ve şehir dışı seminerlere katılarak öğretilerimi, sınıf ve branş öğretmenlerine uygulamalı olarak anlatmaya, onlara bu eğitim modelini öğretmeye çalışıyorum.

Öncelikle pandemideki tüm akademik kayıplarımız kısa sürede telafi edilecektir, bu konuda kimse kaygı duymasın.

Yaptığım çalışmaların çıkış sebebi bu yaş grubundaki eksiklikler dediniz. Peki pandemi sürecinde çocuklarımızda ne gibi kayıplar gözlemlendi ve bunları nasıl telafi edeceğiz… Özellikle ilkokul 1.sınıf velileri çok kaygılı…

Öncelikle pandemideki tüm akademik kayıplarımız kısa sürede telafi edilecektir, bu konuda kimse kaygı duymasın. Şu an matematikte geri kalıyorsa, sadece sizin çocuğunuz kalmıyor, ülkece hatta dünyaca global bir kayıptan bahsediyoruz… Okuma yazmada da aynı şekilde…

Dolayısıyla bir sonraki senenin müfredatları buna uygun şekilde hazırlanacağından ömür boyu sürecek bir kayıp yok. Zira biz yıllardır akademik eğitimin çok erken yaşa indiğini aslında çocukların belli bir yaşa kadar sadece oyun oynaması gerektiğini, bazı konuların daha geç verilmesinin daha doğru olduğunu savunuyorduk. Bu anlamda varsın ilkokul 1. Sınıf öğrencileri bu sene okumasın, seneye bunu kapatacaklar. Varsın matematiği bir sonraki yıl kavrasınlar, nasılsa telafisi mümkün. Bizim çocukluğumuzda ortaokulda gördüğümüz konular artık ilkokul 3.sınıfta veriliyor… Bizler öğretmen, mühendis, doktor, avukat olabildiysek bu çocuklar da geç okusalar da geç yazsalar da, akademik eğitimi 2 yıl geç de alsalar bu kayıp telafi edilecektir. Ama okul öncesi dönemde ve ilkokul 1.kademede telafisi mümkün olmayan çok önemli konular var ki en büyük kaygım bu kayıplar. Örneğin dil gelişimi, sosyalleşme, ve yaşam disiplini….

Dil gelişimi ile başlayalım, sanırım ikinci kitabınız da bununla ilgili… Biraz bahseder misiniz?

Aslında panemi sürecinde değil,  başta da dediğim gibi uzun yıllardır üstüne düştüğüm bir konu bu. Artık çocuklarımız konuşmuyor… Dil gelişimleri çok geç dönemlerde tamamlanmaya başladı. Bu konuda son 10 yıldır ciddi bir istatistik tutuyorum. Ekibimin ders verdiği kurumlarda tüm 6 yaş çocuklarına uyguladığımız bir dil testi var. İlkokul 1.sınıfa başlayacak olan tüm çocuklara yapılan, harfleri-heceleri düzgün çıkarıp çıkaramadıkları, yani artikülasyon ve pelteklik ile ilgili bir test bu.

En son pandemi döneminden 1 yıl önce, yani Mayıs 2019 testimizde 3.682 çocuğumuzdan sadece 288’i düzgün ve anlaşılır konuşabilen olarak çıktı. Yani sadece yüzde 7.5…

Bunun en büyük nedeni öncelikle şehirleşme ile birlikte, ev içerisinde iletişimin azalması. Eskiden sobalı evlerimizde sıcak olduğu için tek bir odada toplanılır ve tek kanal televizyonu saymazsak tek iletişim aracı sohbetti. Şehirleşme ve modern yaşam ile birlikte önce odalarımıza ayrıldık, son 10 yıldır da maalesef tabletlerin, telefonların hayatımızın tamamına girmesiyle artık aile içi iletişimimiz sıfırlandı. Kelime hazneleri çok geniş ama uygulama olmadığı için çıktı yok.  Ayrıca ülkemizde özellikle çocuklarımız için son 7-8 yıldır güvenli bir ortam bulunmamakta.  Bir sitede de artık gönlü rahat bir şekilde çocuklarımızı dışarıya bırakamıyoruz. Sokak oyunları sosyalleşmede olduğu kadar dil gelişiminin de en önemli etkeniydi. Çocukken yaptığımız tartışmalar, küsmeler, barışmalar, oyunlardaki bağırış ve kahkahalar, dil-diş-dudak koordinasyonumuzun ve çene kaslarımızdaki gelişimin en önemli yardımcısıydı. Maalesef bu dil kayıpları gün geçtikçe artmakta ve artık çocuklarımız çok daha fazla pelteklik ve harf kaybı yaşamakta…

Peki bu neden eğitim hayatında büyük bir risk oluşturmakta ve bu kayıpları önlemenin yöntemi nelerdir?

Çocukların erken dönemde “geliyoyum” “gidiyoyum” “yapıyoyum” deyişlerine bayılıyor,  “Ayy ölürüm! sana sen hep böyle konuş bıcır bıcır..” diyoruz.  Ne derlerse desinler anlıyor ve düzeltmek için bir çaba harcamıyoruz, “tu” deyince su veriyor,  “del” deyince geliyoruz.

Ama bu tatlı yarım konuşma halleri ilkokul 1.sınıfta okuma yazmayı çözünce bir tramvaya dönüşüyor…  Çocuğun yazdığı ilk şey:  “Titap”  “Ayaba” “Yumuyta”  oluyor.

Çünkü haklı olarak söyledikleri gibi yazmaya çalışıyorlar. Anne babalar ilkokul 1. sınıfa kadar bu konu üzerine eğilmezlerse de ilkokul 4. sınıfa kadar bu problem tüm derslerdeki başarılarını maalesef çok kötü etkiliyor. Pandemi sürecinde bu kayıplar okulların da kapanması ile birlikte ne yazık ki daha da çok arttı. Çünkü konuşabildikleri tek zaman dilimi okuldaki serbest etkinlik saatleri veya teneffüslerdi. Mart ayından beri bu şansları da yok oldu. Ve eğer evde kardeş de yoksa o çocuk 7 aydır konuşmuyor…

Yapılması gereken sadece ve sadece çocuğumuzla gerektiği kadar sohbet etmek, yüksek sesle kitap okumak ve sözünü kesip düzeltmemek. Okul öncesi dönemde kitapların resimlerine bakıp hikaye anlatmasını istemek, tüm teknolojik eşyaları her gün 1 saatliğine kapatıp sadece karşılıklı sohbet etmek bile yeterli dil gelişimi için. İlkokul 2 ve sonrası için de düzenli olarak çocuğun kendi seçtiği bir kitabı yüksek sesle okumasını sağlamak en önemli pratiklerden biri.

Ayrıca yaptığımız en büyük yanlışlardan biri de, peltekliği ya da harf kaybı olan bir çocuğumuzu konuşurken düzeltmek… Çocuk hararetli bir şekilde anneye ya da babaya bir şey anlatmaya çalışırken, -“Biliyo musun bugün tiyatyoda…..” araya girip -“Tiyatro değil, Ti yat ro!” Dediğiniz an faydadan çok zarar vermiş oluyorsunuz çocuğunuza. Çocuk hem anlatmaktan vazgeçiyor, hem de konuşamadığını hatırlattığınız çocuğunuz her geçen gün özgüvenini kaybediyor. Onun yerine konuşmasının tamamının bitmesini bekleyip: -“Harika çok sevindim… Yalnız bir şey söyleyeceğim, sen “ r ”leri artık çok güzel söylüyorsun, tekrar dikkatlice “tiyatro” der misin?”  gibi motive edici bir cümleyle düzeltme yapmak onun pratik yapmasına ve kendine güvenmesine daha çok yardımcı olacaktır.

Gelelim Ritim ve Matematiğe…. Başka bir söyleşide de bunu ayrıntılarıyla konuşuruz ama şimdi kısaca bahseder misiniz, nedir bu çalışmanın temeli?

Ülkemizde her yaş grubunda, en zorlandığınız ders nedir sorusunun cevabı genellikle “matematik”. Bunun nedeni erken dönemden itibaren sürekli mantığını anlamak yerine ezbere matematik öğreniyor olmamız. Dünya genelinde yapılan matematik sıralamalarına baktığımızda başarı olarak bayağı bir aşağı seviyelerde olmamızın nedeni de aslında bu. Ülkece parmak hesabını çok fazla kullanmamızın da ilkokuldan itibaren matematikten kaçmamızın da nedeni mantığını anlamak yerine ezbere öğrenmek ve formüller üzerinden problem çözmeye çalışmamızla ilgili.

Bebeklikten itibaren biz sayıların, rakamların, koordinatlarıyla, nerde olduklarıyla, büyüklükleriyle ilgilenmeden 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10 şeklinde sadece sırayla saymayı biliyoruz. 3’ün 2 ile 4’ün arasında olduğu ya da 3. rakam olduğu ile ilgilenmiyoruz. Dolayısıyla ilkokul 1. sınıfta parmak hesabı yapmadan toplama çıkarma işlemi yapamıyoruz, 10’u geçen işlemlerde yani “elde” hesaplarında hep karıştırıyoruz. Bu ilkokul 3. sınıfta çarpma işlemlerinde sorun yaşamamıza, daha sonra orta okulda kesirlerde, lisede çarpanlara ayırmada, üniversitede türevlerde katlanarak artan bir matematik korkusuna ve başarısızlığa neden oluyor.

Şu an matematikte geri kalıyorsa, sadece sizin çocuğunuz kalmıyor, dünyaca global bir kayıptan bahsediyoruz. Şu an için çok daha önemli kayıplar var ki daha önemli; dil gelişimi, sosyalleşme, yaşam disiplini gibi…

Peki ritim ile matematik bunu nasıl başarıyor?

Öncelikle şunu konuşmalıyız ki ritim ve müzik her yerde. Ve hatta anne karnından itibaren içimizde. Bunları araç olarak kullanıp, her türlü eğitimi eğlenceli bir şekilde vermek mümkün. Bu anlamda artikülasyonu melodi ile verdiğimiz gibi matematik eğitimini de ritim ile çok eğlenceli bir şekilde sevdirerek kısa bir sürede, başarıya ulaştırmak mümkün. Burada amaç, ritim ile öncelikle rakamların koordinatlarını öğretmek, daha sonra basamakları öğreten ritim çalışmalarıyla toplama çıkarmadan başlayarak tüm matematik konularını akılda kalıcı bir şekilde çocuklara uygulatmak. Bunu yaparken, herhangi bir materyale veya enstrümana da gerek yok. Bu çalışmaların tamamının olduğu bir video eğitim serisi de çok yakında evdeki çocuklarımız için dijital platformda yer alacak.

O zaman özet olarak, pandemi dönemi ve sonrasında sizce ailelere düşen görevler nelerdir?

Her ne kadar okullarımız kademeli bir şekilde açılmaya başlasa da, öğretmenlerimiz uzaktan eğitimlerde ellerinden geleni yapmaya çalışsalar da artık ailelere hem sosyalleşmede, hem dil gelişiminde, hem de akademik derslerde destek anlamında çok fazla görev düşüyor. Öncelikle çocuklarıyla geçirdikleri kaliteli zamanı arttırmaları ve mümkün olduğunca sanal dünyayı-teknolojik iletişim aletlerini, uzaktan eğitim haricinde hayatlarından çıkartmaları ve aile içi iletişimi maksimum seviyeye taşımaları gerekiyor. Uzunca bir dönem pandemi ile mücadele edeceğimizi düşünürsek, “benim çocuğum bilgisayar başında öğrenemiyor”, “uzaktan eğitim yüz yüze gibi olmuyor” klişesinden kurtulup, uzaktan eğitim kaynaklarını doğru bir biçimde kullanmalarını ve çocuklarına bu dönemde gerektiği kadar donanımı vermeye çalışmalarını öneririm….