Nil benim mucizem!

Zarif, naif, sıcak, içten, har zamankinden daha güzel bir kadın, tutkulu bir anne Seren Fosforoğlu ve şirin mi şirin kızı Nil…

Sıcacık bu anne&kız ile ilk buluşmam değildi. Daha önce yine anne&bebek dergilerinde yollarımız kesişti… İlk sayımız için isim düşünürken, sıcak insanlarla açılış yapalım istedik. Ve ilk aklıma gelen isimlerden biriydi Seren… Hemen aradım, bizi kırmadı, röportaj teklifimizi her zamanki sıcaklığıyla kabul etti. Çekim günü stüdyoya geldikleri an ne kadar doğru bir karar verdiğimizi anladım. Gülen bir çocuk, gülen bir anne… Seren fazla kilolarından kurtulmuş, çok daha güzel, güler yüzlü…  Nil biraz daha büyümüş çok daha konuşkan, girişken, oldukça akıllı ve güler yüzlü… Poz verme konusunda doğal yetenek… Çocukların çekim anlarını bir oyun gibi düşündüğünü, bazen bizi çok zorladıklarını söylemek gerek. Ama 4 yaşındaki Nil, çekim sırasında keyif aldığı bir işin hakkını veren profesyonel modellerden farksızdı. Her söyleneni dinledi ve birebir yapmaya çalıştı. İşimizi fazlasıyla kolaylaştırdı, ekibin kalbini çaldı. Fotoğraflarda da gördüğünüz gibi… Annelik benim için ‘mutluluk’ diyen Seren ile ‘mucizem’ dediği Nil’i, anneliği, hayatı, kadın olmayı konuştuğumuz sıcacık sohbetimizi keyifle okuyacaksınız!

Nil, sen hayatın hangi noktasındayken hayatına girdi?

Nil benim çok çocuk istediğim, ama sahip olamadığım ve sonunda vazgeçtiğim bir dönemde karşıma çıktı. Benim ‘mucizem’ Nil. Ben üç sene kadar çocuğum olsun diye uğraştım. Tüp bebek tedavileri gördüm, çok istiyordum, dua ediyordum her gece, üç yıllık evliydim o zaman, olmuyordu. Yaşım da var, artık vazgeçmiştim, olmuyor dedim ve o sırada mucizevi bir şekilde geldi. Mucizem diyorum o yüzden, kitabımı da onun için  yazdım. Çocuk sahibi olmak isteyip de olamayan annelere bir rehberlik görevi görsün diye. Çok ihtiyacım olan bir zamanda geldi yani. Ve iyi ki var diyorum. En iyi arkadaşım, her şeyim. Bütün hayatımın yönü, her şeyi onunla birlikte değişti.

Nasıl bir hamilelik geçirdin? Aşermelerin, mide bulantıların oldu mu?

Belki de çok istediğim bir şeye kavuştuğum için, çok rahat, kolay bir hamilelikti. Her anına şükrederek geçti. Kendine bakan bakımlı da bir hamileydim, hiç öyle ‘saçımı tepeden toplayayım, eşofman giyeyim’ demedim, hep özenle giyindim, süslendim sokağa çıktım. Bol bol yürüdüm.

Önceden çok kesin kararlarım, kesin yargılarım, kesin kurallarım vardı. İnsanlara karşı daha katıydım. Nil beni yumuşattı.

Hamilelik sürecinde kaygıların oldu mu, karnında taşıdığın bebeğe nasıl bir gelecek sunacağına dair? Birçok anne adayı kaygılı bir dönem yaşıyor çünkü…

Hamilelikte olmadı da son dönemde oluyor kaygılar. Dünyada ve ülkede olan şeyler tetikliyor, nasıl bir gelecek bekliyor bu çocukları diye düşünüyorsun. Özellikle hayatında da kayıplar yaşadıkça, ‘hep yanında olabilecek miyim’ diye düşünüyorsun. İyi bir gelecek, güzel şeyler bırakabilmek ona… Bunların kaygılarını yaşıyorum…

Doğum yöntemin neydi? Bu yönteme nasıl karar verdin?

Epidural sezaryendi ve benim tercihimdi, ama tabii doktorumla birlikte karar verdik. Görmek istedim, yanında olmak istedim, ilk benim kucağıma gelsin istedim. Zaten zor elde ettim ya, özel bir durumum var, çatımda normal doğuma çok uygun değildi, tüm bunlar da bu yöntemi seçmeme etki etti.

Annelere yaşadığın deneyimden de yola çıkarak doğum yöntemi konusundaki önerin nedir? Rahat ettin mi epudural sezaryende?

Çok rahat ettim. Bacaklarının uyuşukluğu bir süre geçmiyor, onun paniğine kapılabilirler ama sonunda geçiyor… Bence, inşallah normal doğum yapsınlar yapabiliyorlarsa, her zaman onu tavsiye ederim. Çünkü normal doğum bebek için de anne için de çok önemli. Bebeğin bağışıklık sisteminin daha güçlü olmasından, annenin çok daha hızlı kendisini toparlamasına kadar birçok artıları var normal doğumun. Sezaryende bu böyle değil tabii ki. Ama güven duygusu açısından, çocuğun doğduğu anda annesi ile kavuşması, annesinin kokusunu alması, onun göğsüne yatması çok önemli. Ben de normal doğum yapamasam da bebeğime bu anı yaşatmak istedim.. ‘Bu kadar beklemişken bebeğimi kucağına ilk olarak başkası almasın, ilk ben alayım istedim. İyi ki yapmışım… 

Bebekken Nil ağladığı anda yanında olmaya çok dikkat ettim. O güven duygusu çok önemli. ‘Anneme ihtiyacım olduğu anda annem yanımda’ duygusunu hissetsin istedim.

Lohusalık hüznü yaşadın mı?

Yaşamadım. Çok çabuk ayağa kalkıp işlerimi yapmaya başladım. Hiç kaprisim olmadı. Her şeye yetişebilirim modundaydım. Ama sonra kendimi gereksiz yorduğumu düşündüm. Benim annem hayatta değildi, çevremde akrabam, yakınım, bana yardım edecek kimse yoktu, her şeyi tek başıma yaptım.

Çalışan bir anne olmana rağmen Nil’i kendin yetiştiriyorsun. Zor olmuyor mu? Gerçi ülkemizde bu bakıcı durumu biraz fazla abartılmışken bu konudaki görüşlerini de almak isterim…

Nil 3 aylıkken ben ‘Nil Sanat Evi’ni kurmuştum. Nil’i de yanıma alıp derse gidip geliyordum. O zaman bakıcı vardı ama hep yanımdaydı Nil, yalnız bırakmadım. Bir kere yalnız bıraktım, eve döndüğümde, içerden bebeğin sesi geliyor, kedinin miyavlama sesi geliyor, kadın uyumuş kapıyı açmıyor. Aklımı oynatıyordum. O günden sonra hiç yalnız bırakmadım. Uzun bir dönem bakıcı olmadan devam ettim.

Bakıcı algım şöyle; işlere yardım eden kişi, sana yardımcı, ama çocuğuna yine sen bakmalısın. Çünkü bir bakıcı senin eğitimini veremez, senin kuralların, senin hayata bakışın çok farklı. Dolayısıyla yakın temasta olanın, çocuğa eğitim veren kişinin hep anne olması lazım.

Emzirdin mi?

Çok az. Bir üzüntü yaşadım. Hep söylerlerdi, ‘anne yanındayken söylediğiniz sözlere dikkat edin’ diye, doğruymuş, o üzüntü ile kesildi sütüm. 3 ay ancak emzirebildim…

Anne olduktan sonra hayatın nasıl değişti? Anne olmadan önceki Seren ile anne olduktan sonraki Seren arasında ne fark var?

Her şey değişti. Bütün odak noktam o, her şeyi ona göre düşündüm, açık söyleyeyim evliliğimi bile kızım için üç sene devam ettirdim aslında. Çocuğum ne olursa olsun aile ortamında biraz büyüsün diye. Kadın mutsuz da olsa, anneler bunu yapabiliyorlar. Ancak bir noktadan sonra benim mutsuzluğumun ona yansıdığını gördüm. Daha geç bu kararı alırsam kızım için daha zor olacaktı. Pedagoglara danıştım, planımı programımı ona göre yaptım. Şimdi bu durumu çok güzel atlattı Nil, hiçbir sıkıntı çekmedi, doğru zamanda böyle bir karar verdiğimi düşünüyorum. İyi bir düzen kurduk anne kız, babasına da hafta sonları gidiyor, görüyor.

Çocuklar çok çabuk atlatıyorlar aslında bu tarz durumları, biz biraz fazla büyütüyoruz gibi geliyor bana… Evliliğin bitmesi gerekiyorsa ailedeki her bireyin mutluluğu için bitmeli zaten. Çocuklar her şeyi hissediyor…

Kimse zaten böyle şeyleri düşünerek başlamıyor hiçbir şeye ama hayatta en önemli şey mutlu olmak, hayat çok kısa…

Kendimi çok değersiz ve mutsuz hissettiğimi fark ettiğim anda ki o değersizlik duygusu çok kötü bir şey… Ve çocuk için devam ettiriyorsun onu. Ve çocuk, özellikle kız çocuğu rol model olarak annesini örnek alıyor. Dolayısıyla doğru bir rol model olmadığımı fark ettim, o yüzden çok iyi olduğunu düşündüğün noktada kararımı verdim.

Nil’den önce Seren nasıldı? Değiştin mi?

Önceden çok kesin kararlarım, kesin yargılarım, kesin kurallarım vardı. İnsanlara karşı daha katıydım. Nil beni yumuşattı. Şimdi insanları yargılamadan, daha esnek bakıyorum olaylara. Sebebini arıyorum, ‘bu hareketi yaptıysa bir nedeni vardır’ diyorum… Anneliğin beni değiştirdiğini söyleyebilirim.

Nil nasıl bir bebekti? Gazlı, uykucu, uykusuz, ağlayan, mutlu? İlk günler ilk kez anne olanlar için zordur…

Dediğim gibi hiç şikayet eden bir anne olmadım. Kime göre gazlı, kime göre uykusuz bebek? Bakıyorum etrafımda biraz uyku uyumuyorlar ya da biraz gazı oluyor bebeğin, ‘çok uykusuz, çok gazlı bebek’ diyorlar. Ben hiç böyle söylemedim. Evet ilk 4 ay gazı vardı, o 4 aya da katlanacaksın yapacak bir şey yok…

Nil ağladığı anda yanında olmaya çok dikkat ettim. O güven duygusu çok önemli. ‘Anneme ihtiyacım olduğu anda annem yanımda’ duygusunu hissetsin istedim. Biraz kendimi yerine koyup, ‘nasıl olmalı’ diye düşünerek kendi kendime buldum bunu, evet okudum, araştırdım ama aslında insan kendi içinde de buluyor bazı şeyleri. Ben sevdiğim bir insanı yanımda istediğim zaman yanımda oluyorsa ona çok güvenirim. Dolayısıyla ben en yakınıyım, annesiyim, bana ihtiyacı olduğunda yanında olmalıyım diye düşünüyorum.

Çok doğru söylüyorsun. Evet okumak, araştırmak önemli ama kitaplarda yazılan her formülün her çocukta da aynı işlemediği bir gerçek. Bunu anne olarak en iyi sen görebiliyorsun.

Aynen. Yatağında uyusun yanınıza almayın deniyor mesela. Bunun da bir vakti zamanı var diye düşünüyorum. Bu çocuk için de anne için de değişebilir, hazır mı, doğru mu zamanlaması, hepsi kişiden kişiye fark eder. Eninde sonunda bu çocuk kendi yatağında yatacak zaten…

Mesela emzik vermeyelim, emziği bırakmıyor… Nil’e emzik verdim. Bir emme refleksi var çocuğun, her dakika emziremediğim için de emziği verdim. Rahat bir anneydim o anlamda. Biraz inatçı bir çocuk. ‘Nil artık emziği bırakalım’ dediğimde 3 tane birden ağzına sokuyordu inadına. O zaman üstüne gitmedim, bir gün kendiliğinden bıraktı. Bezi de aynı şekilde bıraktı, hazır olduğunda. Daha iki yaşında değildi, arada bezini değiştirirken ‘kızım artık şu bezden de bir kurtulsak’ diyordum. İki yaşına basmadan bir hafta önce, tam bez değiştirirken ‘anneciğim bu bezden artık kurtulsak istemiyorum ben’ dedi, o günden sonra bir daha takmadık. Sonuçta bu böyle oluyor, çocuk kendini hazır hissettiği anda gerçekleşiyor.

Annenin çocuğunu tanıması, karakterine uygun tavır alması önemli…

Bence en önemli şey çocuğa her şeyi anlatmak, onunla konuşmak. Daha küçüktür, anlamaz demeden çocukla konuşacaksınız. Minicik bir bebekken konuşuyordum, anlatıyordum Nil’e, gözlerimin içine bakıyordu, dinliyordu… Anlıyor ya da anlamıyor, ‘annem bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor’ diyor belki de. O bağı kurmak çok önemli. Nil’in her sorusunu mutlaka cevaplamaya çalıştım, ‘çocuksun anlamazsın, şimdi zamanı değil, büyüyünce öğrenirsin’ diye bir şey söylemedim.

Nil ile seni yan yana gören çok benzetemez. Ama bebeklik fotoğraflarına baktığımda fiziksel olarak birebir aynısınız. Peki karakter olarak Nil’de kendinden bir şeyler görüyor musun, çok benziyor musunuz bu anlamda da?

Benziyoruz… Babama da biraz benzettiğim oluyor hareketlerini, davranışlarını, biraz genler geçmiş galibaJ Çok erken konuştu, çok düzgün konuştu, oyunculuk yeteneği var, kendi kendine masallar, hikayeler yazıyor, minicikten beri doğaçlama yapıyor, yaratıcı drama yapıyor evin içinde… Bu tip yetenekleri var. İçinde bulunduğu ortamdan da kaynaklanıyor. Az önce bahsettiğim gibi 3 aylıktan itibaren sanat evinin içinde büyüdü. Sanata yakın bir çocuk, ben de öyleydim ama ben biraz daha içe kapanıktım, daha geç açıldım. Nil özgüveni olan bir çocuk. Bir yere gittiğimizde, ‘anne şurada çocuklar var, gidip onlarla arkadaş olabilir miyim’ diye soruyor, tabii diyorum, gidiyor kendi kendine tanışıyor onlarla, oyun oynuyor, ben böyle bir şey yapamazdım.

Nil yaşının önünde hareket eden, sosyal, özgüveni yüksek bir çocuk…

Peki sen nasıl başardın bunu diye sorayım, var mı bir yöntem? Çünkü özgüveni yüksek çocuklar yetiştirmek konusu biliyorsun ebeveynlerin takıntılı olduğu bir konu günümüzdeJ

Yapma, etme çok demedim, uzaktan izledim. Mesela tatile gittiğimizde kendime öyle bir yer bulurum ki, onun kumda oynadığı yeri çok net görürüm. Aman yapma etme, düştün kalktın demek yerine onu göz hizamda uzaktan izlerim, o oynar. Bana ihtiyacı olduğu anda yanında olurum. Gözümü hiç ayırmam ama çocuğun kendi kendini doğru ifade edip, arkadaş edinmesi için alan yaratırım. Düştüğü zaman ‘ay düştün’ diye yanına koşmuyorum. ‘Olabilir düşebilirsin, içinden say bakalım kaçta geçecek acısı, çünkü zamanla her şey geçer’ derim mesela. Düşüyor, 1, 2, 3, 4 sayıyor, ‘şimdi geçti çünkü zamanla her şey geçer’ diyor. Bu mesajları da ona şimdiden vermeye çalışıyorum.

Mesajları da alıyor ama çok güzel. Bu kız ve erkek çocuk arasındaki fark mı acaba? Hep kız çocuğun mu olsun istedin peki?

Hep erkek çocuğum olsun istedim… Bu dünyaya doğru dürüst bir erkek yetiştireyim duygusuyla herhalde, erkeklerden şikayetçi olarakJ Ama bir kızım oldu ve iyi ki kızım oldu, çok iyi arkadaşız. İyi ki Nil olmuş…

Neler yapmaktan keyif alıyorsunuz birlikte?

Her şeyi yapıyoruz biz Nil ile beraber. Çok konuşan bir çocuk Nil, ben de öyleymişim, hep anlatırlar hiç susmazmışım. Annem ‘sen yokken evin içi çok sessiz, geldin ve evin neşesi geldi diyorum ve mutlu oluyorum’ derdi. Aynı şeyi şimdi ben yaşıyorum. Nil olmadığı zaman evde sessizlikte kendimi kötü hissediyorum, özlüyorum. Nil geldiği zaman, ‘ohh iyi ki geldi’ diyorum. Çalışacağım zamanlarda, işle ilgili telefon görüşmelerimde arka fondan durmadan konuşması beni dağıtmıyor değil bazen. Ama o anları da daha yaşanır, daha güzel hale getirmeye çalışıyorum… Mesela diyorum ki ‘kızım ben biraz çalışacağım şimdi, çalışırken kahvemi yapayım sana da sütünü getireyim’… Karşılıklı oturuyoruz ona resim yapması için boya kalemlerini getiriyorum. Ona da bir iş vermiş oluyorum, o anı paylaşıyoruz.

Günümüz çocukları bizim gibi değil, biz de annelerimiz gibi değiliz… Sence şimdiki çocuklar daha mı şanslı?

Hem şanslı hem şanssızlar… Şöyle daha şanslıla; anne-babalar daha bilinçli. Daha her şeyin farkındalar, araştırıyorlar, okuyorlar, kendileri de bazı şeyleri değiştirmeye düzeltmeye çalışıyorlar. ‘Daha doğru ne yapabilirim, nasıl yapabilirim’ diye düşünüyorlar, daha bilinçli bir ebeveynlik var şu anda. Eskiden öyle değilmiş, daha el yordamıyla yapılıyormuş her şey. ‘Çocuk nasıl olsa büyür’ diyorlarmış.

Şöyle daha şanssızlar; o zamanlar daha güvenli bir ortam vardı. Çocuğunu çok rahat komşuya gönderebiliyordun. Arkadaşının evinde kalmaya gidiyordu. sokakta rahat rahat oynuyordu. Şimdi ben çocuğumu yabancı biri sevsin istemiyorum, şüpheli gözlerle bakıyorum, herkese dikkat etmeye başladım. Bu güvensizlik aslında çok kötü…

Bu tip kaygıları aslında onlara yansıtıyoruz, sonrada yeni nesil çocuklar çok kaygılı diyoruz…

Ben bunu söylememeye, yansıtmamaya çalışıyorum Nil’e. ‘İnsanlara dikkat et’ dersem, ‘demek ki başka insanlar tehlikeli ve dikkat etmem gerekiyor’ diye düşünecek. Bazı şeyler çok erken anlatılıyor çocuklara, o zaman kendine de, etrafa da güvenmiyor. Şimdi değil vakti, biraz daha süresi var diye düşünüyorum. Şu anda görev bizim, bizim dikkat etmemiz lazım, bir süre sonra tabii ki yavaş yavaş mesajları vermek doğru olur diye düşünüyorum.

Beslenmesi nasıl Nil’in. Özellikle dikkat ettiğin bir şey, kesin kuralların var mı?

Kuralları ne kadar yaparsanız yapın, bazı insanlarda o kuralları yıkmak için varlarJ Mesela çikolata vermezdim, sadece içinden oyuncak çıkan belli bir markanın çikolatasını, çok nadir alırdım. Ama gidiyor bir başka yere, orada gofret veriyorlar. Yine de çok düşkünlüğü yok, çünkü bizim evimizde şeker, çikolata yenmiyor. Beni görüyor, ben yemediğim için o da yemiyor diye düşünüyorum. Güzel besleniyor. Beslenme ile ilgili bebekken de hiç sıkıntı çekmedim. ‘En iyi çocuk, yiyen çocuk’ diyorlardı, öyle demek ki. Yemeklerini yiyor güzel bir şekilde…

Anne olmak hayattan kopmak anlamına gelmiyor, biraz kadın olduğunu hissetmen, kendine vakit ayırman, bazen yalnız kalabilmeyi bilmen, şarj olman gerekiyor. Sen iyi olursan o da iyi oluyor çünkü… Sen bunu başarabildin mi? Bu konuda neler yapıyorsun?

Neler yapıyorum… Bir kere kilo verdim… Benim için bir moral kaynağı o oldu. Şeker hastalığına doğru ilerliyordu. Ciddi bir durum içindeydim. Reflü, şeker, tiroid… Annemi kaybettikten sonra yaşadığım üzüntülerde bazıları çıktı. Gördüğüm tüp bebek tedavileri, hormon yüklemeleri derken ben olduğumdan farklı bir Seren olmuştum. Kilolar üzerimden gitmedi, daha sinirliydim, asabiydim. Kilo vermeye başladıkça, hormon dengem yerine oturduktan sonra daha mutlu bir kadın oldum. Aynaya baktığınızda kendinizi daha iyi hissediyorsunuz ama bir de içteki o sakinlik, mutluluk çok önemli. Hayatımı değiştirdim, daha kendi istediğim gibi yaşamaya çalışıyorum. Eskiden başkalarının istediği gibi yaşıyordum. Başkaları için koşturup, bir şeyler yapıyordum. Şimdi öyle değil. Tabii ki kızım odak noktam, kızıma göre yaşıyorum ama o da benim istediğim bir şey sonuçta, severek yapıyorum. Dolayısıyla iç dengem oturmaya başladıktan sonra kendimi bulmaya başladım. Tabii son 7-8 ayda çok şey yaşadım, kolay değil… Yeni bir düzene alışmaya, tek başına ayakta durmaya çalışıyorsun, bir yandan iş hayatı, çocuk var, babamın rahatsızlığı, kaybı var… Ama her şeyin içinden güçlenerek çıkmaya gayret ediyorum çünkü başka şansım yok. Bana ihtiyacı olan bir varlık var bu hayatta, dolayısıyla kendime iyi bakmaya çalışıyorum, özellikle sağlık olarak. Şu anda kendimi sağlıklı hissediyorum, sık sık tahlillerimi yaptırıyorum, hepsi çok iyi çıkıyor, mutlu oluyorum. Spor yapmaya gayret ediyorum. Ben pek krem süren, evinde cilt bakımları yapan bir insan değilim. Bazıları vardır gözaltı kreminden, gece gündüz kremine her şeyi süren, öyle değilim. Bebeğe sürdüğümüz bazı klasik markalar vardır ya, bazen cildimin çok kuruduğunu hissettiğimde onları sürerim, öyle özel bir kremim yok açık söylemek gerekirse, sıkılıyorum böyle şeylerden. Ama senede bir-iki kez gidip yaptırdığım bakımlarım var. Güvendiğim bir doktorum var. O da kilo verdikten sonra özellikle yüzüm sarkmasın diye, çünkü ekran önündeyim. Vücudun kendi kolajenini üretmesini sağlayan bazı bakım şekilleri var. Senede bir kez Focus ultrason yaptırıyorum, en son altın iğne yaptırdım…

Onun dışında günlük hayatımda makyaj yapmam, sevmem, bir rimel sürerim…

Annelere kendilerine vakit ayırmaları konusunda bir tavsiyen var mı? Neler yapsınlar?

Çocuklarını erken yatmaya alıştırsınlarJ) Çocuk yattıktan sonra vakit sana kalıyor, kafanı toplayabiliyorsun, kendine zaman ayırabiliyorsun, ama çocuk yanında olduğu sürece, ben ne kadar tavsiye edersem edeyim olmaz. Nil geç yatarsa benim de yatma saatim daha geç oluyor, çünkü benimde kendime ayırmak istediğim vakit var, kitabımı o zaman okuyabiliyorum, maillerime o zaman bakabiliyorum, oturup bir şeyleri düşünüp kendime vakit ayırmak istediğim zamanlar oluyor, çocuk uyuduktan sonra… Özetle, herkes erken yatmaya alıştırsın çocuğunu öncelikli tavsiyem o…

Biraz projelerinden bahsedebilir misin?

Anne çocuk programı yapıyordum, onu tekrar yapmaya başlayacağım. Bir süredir onun hazırlığındayım, tekrar başka bir kanalda başlayacak.

Çocukla tiyatro yapmak çok zor bir iş. O yüzden tiyatronun eğitim kısmı, yönetmenlik devam etti ama oyuncu olarak turnelere gitmek bana uymuyordu. Televizyonculuk, sunuculuk eskiden beri hep yaptığım bir iş. Halit Kıvanç 12 yaşındaydım bana teslim ettiğinde ‘Beyaz Güvercin Şarkı Yarışması’nı… Konuşmayı, televizyonu çok seviyorum. Babamın yapım şirketi vardı, küçücüktüm bu işlerin içinde büyüdüm. O yüzden bir yapım şirketi kurup televizyona işler yapmayı tercih ettim.  Orada da çok mutlu oluyorum, kamera önünü, arkasını seviyorum. Hem mutfağındayım, hem önündeyim yine bu işleri yapmaya devam edeceğim, keyif alıyorum.

Bir taraftan da anneliği çok istemiştim, anneliği yaşarken bu işleri yapmak çok hoşuma gitti…

Bunların dışında sosyal sorumluluk projelerim var onlara devam etmek istiyorum. Parıltı Derneği ile çok severek yaptığım bir iş var. Doğuştan görme engelli çocukları hayata katmak için projeler var, bir tiyatro oyunu koyacağız onlara, hazırlığını yapıyoruz.

Nil’e kardeş düşünür müsün?

Çok sevdiğim bir insandan isterim ama yaş geçti mi bilmiyorumJ

Bu noktada hep şeyi düşünüyorum, Nil benim en değerlim. Hayatında olmamı isteyen kişinin Nil’e çok değer vermesi lazım en az benim kadar. Birinci önceliğim bu, ancak o zaman düşünebilirim.

‘Annelik’ birkaç cümle ile anlat dersem nasıl anlatırsın?

Annelik mutluluk benim için… Benim mutluluğum kızım, her şeyim…

Nil nelere karşı ilgi duyuyor? Sanatçı bir aile, sanatçı bir anne… Kariyer planlamasında ufukta ne var?

Her anne babaya çocuğu çok yetenekli, çok güzel geliyor. Bazen kendime ‘abartma, böyle söyleme’ diyorum ama çocuk gelişim uzmanlarıyla görüştüğümde, okulunda da gördüğümde bir tık önde gidiyor Nil. Bu belki bir süre sonra eşitlenecek, bilemiyorum bu kısmını, şu anda vakti de değil bunu çok konuşmanın, ama uzaktan izliyorum, bir şey verdiğimde çok kolay alan bir çocuk. Yaşının önünde hareket ediyor ama benim görevim onu gözlemleyip onun için  en iyisini vermeye çalışmak. Sanata yatkın, ama belki yatkın olduğu başka şeyler de çıkabilir. Mesela müzik kulağı çok iyi. Her bulduğu materyalle, farklı farklı sesler çıkarmayı, orkestra kurup çalmayı seviyor. Onun ihtiyaç duyduğu her şeyi vermeye çalışacağım, bakalım göreceğiz, belki de bambaşka bir yol çizecek…

Oyuncu olsa hoşuna gider mi?

Türkiye şartlarında setlerde yorulsun istemem bir anne olarak, ama hatıra için ufak tefek bir şeyler yaptırabilirim. Ama o oyunculukla mutlu olacaktır olsun, çünkü önemli olan mutlu olmak bu hayatta.

Nasıl bir annesin? Kuralcı, rahat… Az önce özgür bir anneyim dedin gerçi…

Ama kurallarım da vardır tabi. Anlatırım mutlaka, kuralı da açıklarım niye olduğunu, sebebini… Manasız kurallar koymam, mutlaka altındakini anlatırım. Sebebini anlatmak zorundasınız çocuğunuza, öyle düşünüyorum.